Arkaplan – İsrail - FKÖ Tanıması
Son yıllarda, İsrail ve Filistinliler arasındaki görüşmelerde bir dizi dönüm noktasına tanık olundu. Oslo’da İsrailli ve Filistinli görüşmeciler arasın ...
Daha fazla okumak içinArkaplan – İsrail - FKÖ Tanıması
Son yıllarda, İsrail ve Filistinliler arasındaki görüşmelerde bir dizi dönüm noktasına tanık olundu. Oslo’da İsrailli ve Filistinli görüşmeciler arasında perde arkasında yapılan yoğun görüşmelerden sonra, Dışişleri Bakanı Shimon Peres ile FKÖ Başkanı Yaser Arafat arasında bir anlaşma yapıldı. Başkan Arafat, 9 Eylül 1993 tarihinde Başbakan Rabin’e bir mektup gönderdi; mektupta, kesin bir dille aşağıda FKÖ’nün:
• İsrail’in barış ve güvenlik içinde var olma hakkını tanıdığı;
• BM Güvenlik Konseyinin 242 ve 338 numaralı Kararlarını kabul ettiği;
• Anlaşmazlığın barışa dayalı şekilde çözüme kavuşturulmasını taahhüt ettiği;
• Teröre ve başka şiddet yollarına başvurmaktan vazgeçtiği;
• FKÖ’nün bütün unsurlarının buna uygun hareket etmeyi, ihlalleri engellemeyi ve ihlal edenleri disipline etme sorumluluğunu üstlendiği;
• FKÖ Taahhütnamesinin İsrail’in var olma hakkını reddeden maddelerinin artık işlerliğini kaybettiği ve artık geçerli olmadığı; ve
• Taahhütname’deki gerekli değişiklikleri resmi olarak onaylanması için Filistin Ulusal Konseyine sunmayı ifade ediliyordu.
Buna karşılık, İsrail FKÖ’yü barış görüşmelerinde Filistinlilerin temsilcisi olarak tanıyordu.
13 Eylül 1993 tarihinde, Oslo’da yapılan anlaşmaya dayalı olarak, iki taraf arasında Washington’da bir müşterek İsrail-Filistin İlkeler Bildirgesi (DOP) imzalandı; bu Bildirgede iki tarafın öngördüğü ve mutabık kaldığı şekilde önerilen ara özerk yönetim düzenlemeleri genel hatlarıyla belirtiliyordu. DOP’de yer alan düzenlemeler Gazze ve Eriha’da hemen Filistin özerk yönetimi, Batı Şeria’da Filistinliler için erken yetkilendirme ve özerk yönetime ve bir Filistin meclisinin seçilmesine ilişkin bir anlaşma yer alıyordu. Bunun yanısıra, İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ekonomik işbirliği DOP’de önemli bir rol oynamaktadır.
Ara Anlaşma
İlkeler Bildirgesinin imzalanmasından kısa bir süre sonra, ara anlaşmanın uygulamaya konulmasına ilişkin olarak İsrail ve FKÖ heyetleri arasında görüşmeler başlatıldı ve bu süreç üç aşamada gerçekleştirildi:
1. Gazze-Eriha Anlaşması, 4 Mayıs 1994 tarihinde Kahire’de imzalanmış olup Gazze Şeridi ile Eriha ve civarı dahil olmak üzere yaklaşık 65 kilometrekarelik bir tanımlanmış bölge için geçerlidir. İlkeler bildirgesinin yaklaşık 20 sayfalık kısa bir belgeyken, Gazze-Eriha Anlaşması ek altı haritayla birlikte (anlaşmanın kendisi ve dört ekiyle beraber) yaklaşık 300 sayfalı bir belgedir. Gazze-Eriha anlaşması dört ana meseleye yöneliktir: güvenlik düzenlemeleri, sivil işler, hukuki konular ve ekonomik ilişkiler. Belge, İsrail askeri kuvvetlerinin Gazze ve Eriha’dan geri çekilmesinin, İsrail Sivil Yönetiminden bir Filistin İdaresine yetkinin transfer edilmesinin, sözkonusu İdarenin yargı ve yasama yetkilerinin, bir Filistin emniyet gücünün ve İsrail ile Filistin İdaresi arasındaki ilişkilerin kabulüne içeriyordu.
2. İsrail ve Filistinliler arasında 29 Ağustos 1994 tarihinde Yetkilerin ve Sorumlulukların Devir Hazırlığı Anlaşması imzalandı. Anlaşma, İlkeler Bildirgesinin sonraki aşamasını (erken yetkilendirme) yürürlüğe koyuyordu. DOP’ye göre, Anlaşma aşağıda belirtilen beş alanda yetkilerin Filistin İdaresine devredilmesini öngörmektedir.
a. Eğitim ve Kültür (29 Ağustos 1994 tarihinde gerçekleşti);
b. Sosyal Refah;
c. Turizm (ikisi de 13-14 1994 tarihlerinde gerçekleşti);
d. Sağlık;
e. Vergilendirme (ikisi de 1 Aralık 1994 tarihinde gerçekleşti).
27 Ağustos 1995 tarihinde Filistin İdaresine ek alanların devredildiği bir protokol imzalandı: işgücü, ticaret ve sanayi, gaz ve benzin, sigorta, posta hizmetleri, istatistik, tarım ve yerel yönetim.
3. İsrail-Filistin arasında Batı Şeria ve Gazze Şeridi Ara Anlaşması 28 Eylül 1995 tarihinde Washington, D.C.’de imzalandı. İsrail ile FKÖ arasındaki görüşmelerde birinci aşamanın tamamlandığını işaret eden bu anlaşma, Gazze-Eriha ve Erken Yetkilendirme anlaşmalarını içerir ve bunların yerini alır.
Ara Anlaşmanın ana amacı, Gazze-Eriha Anlaşmasının imzalanmasından itibaren beş yılı aşmamak üzere (yani en geç Mayıs 1999 tarihine kadar) bir seçilmiş özerk yönetim idaresi yoluyla Batı Şeria’da Filistin özerk yönetimini genişletmekti. Bu, Filistinlilerin kendi iç işlerini yürütmelerini, İsrailliler ile Filistinliler arasındaki sürtünme noktalarının azaltılmasını sağlayacak ve ortak menfaate, onura ve karşılıklı saygıya dayalı yeni bir işbirliği ve birlikte yaşama dönemini açacaktı. Aynı zamanda, İsrail’in hayati menfaatlerini koruyacak ve bilhassa hem dış güvenlik hem de Batı Şeria’daki vatandaşlarının kişisel güvenliği bakımından güvenlik menfaatlerini koruyordu.
Ara Anlaşma, İsrail ile Filistinliler arasında gelecekteki ilişkileri belirlemektedir. Anlaşmanın ana metnine eklenen yedi ek şu konuları içerir: güvenlik düzenlemeleri, seçimler, sivil işler (yetkilerin devri), hukuki meseleler, ekonomik ilişkiler, İsrail-Filistin işbirliği ve Filistinli tutukluların serbest bırakılması.
Ara Anlaşmanın Uygulanmasında Kilometre Taşları
20 Ocak 1996 tarihinde, İsrail Güvenli Güçlerinin (IDF) çekilmesinin (Hebron hariç) birinci aşamasının tamamlanmasından sonra, Filistin Konseyi ve Filistin Yönetimi Başkanı için seçimler yapıldı. Yaser Arafat, Yönetimin başkanı (Ra’ees) seçildi.
24 Nisan 1996 tarihinde, Gazze’de toplanan Filistin Ulusal Konseyi 504 lehte, 54 alehte ve 14 çekimser oyla aşağıda belirtilen kararları aldı:
1. “Filistin Ulusal Sözleşmesi işburada FKÖ ile İsrail Hükümeti arasında 9-10 Eylül 1993 tarihlerinde karşılıklı alınıp verilen mektuplara aykırı maddeler iptal edilerek değiştirilmektedir.
2. Filistin Ulusal Sözleşmesinin Filistin merkez konseyinin birinci oturumuna sunulması için hukuk komitesine Sözleşmenin yeniden kaleme alınması görevini verdi.” (24/04/96).
Filistin Ulusal Konseyi, 14 Aralık 1998 tarihinde, Wye Memorandumuna göre ABD Başkanı Clinton’ın da katılımıyla Gazze’de toplandı ve oylama yaparak bu kararı yeniden onayladı.
Hebron’da Geçici Uluslararası Varlığa ilişkin bir anlaşma 9 Mayıs 1996 tarihinde imzalandı.
Hebron’dan Çekilmeye İlişkin Protokol, 17 Ocak 1997 tarihinde imzalandı. Protokole, ABD Özel Ortadoğu Koordinatörü tarafından hazırlanan ve Hebron haricindeki meseleler konusunda taraflar arasında bir dizi anlaşmayı teyit eden ve tarafların karşılıklılık temelinde Ara Anlaşmayı uygulamaya koymaya yönelik taahhütlerini yeniden onaylayan bir Tutanaklar İçin Nota eşlik etti.
23 Ekim 1998 tarihinde, Wye Nehri Memorandumu, Wye Plantation, Maryland’de ABD Başkanı Bill Clinton’ın evsahipliği yaptığı dokuz gün süren bir zirve sonucunda İsrail ve FKÖ arasında Beyaz Saray, Washington D.C.’de imzalandı.
4 Eylül 1999 tarihinde, İsrail ve FKÖ temsilcileri tarafından Sharm elSheikh Memorandumu imzalandı. İki tarafın Eylül 1993’ten itibaren yapılan bütün anlaşmaların tamamen uygulamaya koyulmasına ilişkin taahhütlerinin yeniden dile getirildiği Memorandum mevcut ara durumda varlığını koruyan ve özellikle de 23 Ekim 1998 tarihli Wye Memorandumunda belirtilen sorunları çözüme kavuşturmayı hedef alıyordu.
Taraflar ayrıca, kalıcı statü anlaşmasının yapılmasından önce Batı Şeria ile Gazze Şeridinin statüsünü değiştirecek bir adımın atılmasına ilişkin Ara Anlaşmanın getirdiği yasaklamaya bağlılıklarını da yeniden beyan ettiler.
Sharm el-Sheikh’i uygulamaya koyma aşamaları:
• Tutukluların serbest bırakılması: 9 Eylül 1999; 15 Ekim 1999.
Ramazan dolayısıyla serbest bırakılan ek mahkumlar: Aralık 1999; Ocak 2000.
• Diğer geri çekilme hareketleri: 10 Eylül 1999 (%7 C-B); 5-7 Ocak 2000 (%5-%3 C-B, %2 B-A); 21 Mart 2000 (%6.1 - %1 C-B, %5.1 B-A)
• Güvenli geçiş: güney rotası – 25 Ekim 1999
• Shuhada Sokağı açıldı. 31 Ekim 1999
• Yerlerinden edilen kişiler komitesi toplandı: 6 Şubat 2000
• Ekonomik Konuları uygulamaya koyan Anlaşma imzalandı: 7 Haziran 2000
Kalıcı statü düzenlemelerine ilişkin görüşmeler 5 Mayıs 1996 tarihinde Taba’da başladı. Bu görüşmelerde Kudüs, mülteciler, yerleşim yerleri, güvenlik düzenlemeleri, sınırlar, komşu ülkelerle ilişkiler ve işbirliği dahil olmak üzere çözüme kavuşturulmamış olan meseleler ele alınacaktı.
6 Mayıs’ta konuşmaların birinci oturumunun kapanışında düzenlenen bir müşterek tebliğde, iki taraf bu görüşmelere rehberlik eden ilkeleri tekrar teyit ettiler.
23 Ekim 1998 tarihli Wye Memorandumunda, iki taraf kalıcı statü görüşmelerini derhal yeniden ve hızlandırılmış şekilde başlatmaya ve 4 Mayıs 1999 tarihine kadar anlaşmaya varmak için kararlı şekilde girişimde bulunmaya karar verdi. Dışişleri Bakanı Sharon ve Abu Mazen arasında, 18 Kasım 1998 tarihinde ilk toplantı yapıldı.
Sharm el-Sheikh Memorandumundan sonra, kalıcı statü görüşmeleri 13 Eylül 1999 tarihinde Erez kontrol noktasında resmi olarak yeniden başlatıldı. Filistinlilerle görüşme yapacak İsrail görüşme heyetinin başkanlığına Dışişleri David Levy tayin edilirken Filistin heyetine Abu-Mazen başkanlık ediyordu.
Buna paralel olarak, Oded Eran ve Yaser Abed Rabbo’nun başkanlık ettikleri İsrail ve Filistin görüşme heyetleri arasındaki konuşmalar, 21-28 Mart 2000 tarihleri arasında Washington D.C.’deki Bolling Hava Kuvvetleri Üssünde başlatıldı. Bu konuşmalar, hali hazırda imzalanmış olan ara anlaşmaların uygulamaya konulması sürecini tamamlamaya yönelik olarak sonraki aylarda çeşitli yerlerde devam etti.
İsrail Başbakanı Barak’ın ısrarı üzerine, ABD Başkanı Clinton 5 Temmuz 2000 tarihinde Başkan Ehud Barak ile Filistin Yönetimi Başkanı Yaser Arafat’ı Ortadoğu barış sürecine ilişkin görüşmelerini sürdürmeleri için Camp David’e davet ettiğini duyurdu.
11 Temmuz tarihinde Camp David 2000 Zirvesi yapıldı. Zirve, bir anlaşmaya varılamadan 25 Temmuz tarihinde sona erdi. Zirvenin bitiminde, gelecekteki görüşmelere rehberlik edecek mutabık kalınmış ilkeleri tanımlayan bir Üçlü Bildiri düzenlendi.
Başkan Clinton, şiddetin ve terörizmin gölgesinde, 19-23 Aralık 2000 tarihleri arasında İsrail ve Filistin heyetleriyle yapılan görüşmelere Washington’da ev sahipliği yaptı; görüşmeler sonunda Clinton taraflara bir köprü teklifi sundu.
Dışişleri Bakanı Ben-Ami ile Başkan Arafat arasında Kahire’de yapılan bir toplantının ardından, İsrail ve Filistin heyetleri arasında 21-27 Ocak 2001 tarihleri arasında Taba’da görüşme maratonu gerçekleştirildi ve görüşmeler bir ortak bildiriyle sonuçlandı.
Ariel Sharon’un Şubat 2001’de Başbakan seçilmesinin ardından İsrail hükümeti tarafından düzenlenen bir politika bildirisi, İsrail hükümetinin Filistinli komşularıyla barışı sağlama arzusuna ilişkin kararlılığını yeniden dile getiriyor fakat barış görüşmelerinin sürdürülmesinin teröre son verilmesi şartına bağlı olduğunu belirtiyordu.
Çatışmalara son vermeye ve barış sürecini yenilemeye yönelik olarak yapılan sayısız girişim, Filistin Yönetiminin desteklediği Filistin terörünün devam etmesi ve tırmanması nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı. İsrail, ABD Başkanı Bush tarafından 24 Haziran 2002 tarihinde yapılan konuşmada Filistin terörünün sona erdirilmesi ve bunu takiben bütün meselelerin ve barışın nihai olarak tesis edilmesi vizyonunu kabul etti. 30 Nisan 2003 tarihinde, İsrail-Filistin çatışmasına yönelik bir çözüm için “yol haritası” İsrail’e ve Filistinlilere sunuldu.
23 Mayıs 2003 tarihinde İsrail’in yol haritasına ilişkin yorumlarıyla ilgili olan ve Uygulamada İsrail’in kaygılarına tamamen ve ciddi olarak yanıt verme vaadinde bulunan bir ABD bildirisinin ardından Başbakan Sharon yol haritasını kabul eden bir bildiri yayınladı. Bu kabul, İsrail Hükümeti tarafından 25 Mayıs’ta onaylandı. Ürdün Kralı II. Abdullah’ın evsahipliği yaptığı ve ABD Başkanı Bush, Başbakan Sharon ve Filistin Başbakanı Abbas’ın katıldığı bir Ortadoğu Zirve toplantısı 4 Haziran 2003 tarihinde Aqaba’da yapıldı.
El Fetih, Hamas ve İslami Cihat terör örgütleri tarafından 29 Haziran 2003 tarihinde duyurulan “hunda” (ateşkes), 19 Ağustos tarihinde Kudüste bir intihar bombacısının bir otobüste gerçekleştirdiği ve 22 kişinin ölümüne ve 130 kişiden fazla insanın yaralanmasına neden olan eylemle kanlı bir şekilde sona erdi. Bu saldırı sonucunda, Kabine 1 Eylül 2003 tarihinde başka kararların yanısıra Hamas’a ve diğer terör unsurlarına karşı topyekun savaş başlatma ve Filistin Yönetimiyle diplomatik süreci dondurma kararı aldı.
İsrail kabinesi 6 Haziran 2004 tarihinde Gazze Şeridindeki ve kuzey Samaria’daki Filistinlilerden geri çekilme planını onayladı. Knesset, bu planı 25 Ekim 2004 tarihinde onayladı.
8 Şubat 2005 tarihinde Başbakan Ariel Sharon, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Ürdün Kralı Abdullah’ın katılımıyla Sharm el-Sheikh’de bir zirve tolantısı yapıldı. Bütün Filistinlilerin İsraillilere karşı bütün şiddet eylemlerini bırakmalarına ve İsrail’in bütün Filistinlilere karşı askeri faaliyetlerine son vermesine karar verildi.
Geri Çekilme
İsrail 15 Ağustos 2005 tarihinde, Gazze Şeridinden ve dört kuzey Samaria yerleşim yerinden geri çekilme uygulamasını başlattı. Geri çekilme Gazze Şeridinde 22 Ağustos’ta, kuzey Samaria’da 23 Ağustos 2005 tarihinde tamamlandı. IDF (İsrail Güvenlik Güçleri), Gazze Şeridinden çıkışını 12 Eylül 2005 tarihinde tamamladı. IDF Güney Komutanlığı Şefi Tümgeneral Dan Harel, 38 yıl sonra Gazze Şeridindeki askeri yönetimin sona erdiğini belirten bir bildirge imzaladı.
Başbakan Sharon, 21 Ağustos’taki Kabine konuşmasında şunları söyledi: “Geri Çekilme Planında sadece bir geri çekilme aşaması vardır. Diplomatik görüşmelerdeki sonraki aşama Yol Haritasına bağlı kalacaktır.”
• İsrail’in Geri Çekilme Planı: Barış sürecinin yenilenmesi
• Geri Çekilme Planı barış için bir fırsattır
İsrail, barış fırsatı yaratmak için Ağustos 2005’de Gazze Şeridini terk etti. Filistin Yönetiminde yapılan ve Hamas liderliğinde hükümetin kurulmasıyla sonuçlanan seçimlerden (Ocak 2006) sonra, İsrail Filistinlilere karşı bir ikili strateji benimsedi: Hamasa ve aşırı uçtakilere karşı baskıyı muhafaza ederken, İsrail-Filistin çatışmasına yönelik olarak görüşmelere dayanan bir iki-devlet çözümü için Filistinliler arasındaki ılımlı unsurlarla diyalog kapısını kapatmadı.
Hamas’ın Haziran 2007 tarihinde Gazze Şeridini devralması ve daha sonra Cumhurbaşkanı Mahmut Esad ve Başbakan Salam Fayad yönetimindeki yeni ılımlı El Fetih idaresindeki Filistin hükümeti, barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayan iki halk, İsrail ve Filistin içik iki yurt amacına ulaşılması yönünde İsrail ve Filistinliler arasındaki görüşmelerin yeniden başlatılması kapısını açtı.
Gelecekteki Filistin devleti bir terörist varlık olamazdı. Bu nedenle, uluslararası camia, Filistin devletine giden yolun teröre son verilmesi, önceki İsrail-Filistin anlaşmalarının kabul edilmesi ve İsrail’in varolma hakkının tanınması dahil olmak üzere Uluslararası ‘Dörtlü’ (İngiltere, AB, ABD ve Rusya) tarafından ana hatları belirlenen koşulların kabul edilmesini takip etmesi konusunda ısrarlı davrandı.
Görüşme sürecinin yeniden başlatılması için 27 Kasım 2007 tarihinde Annapolis’te bir uluslararası konferans düzenlendi. İki tarafın görüşme heyetleri, 12 Aralık tarihinde Kudüste doğrudan konuşmalara başladı. Paris’te 17 Aralık’ta toplanan Uluslararası Filistin’e Yardım Konferansı, Annapolis’te başlatılan siyasal süreci destekleyerek Cumhurbaşkanı Mahmut Abbas ve Başbakan Salam Fayyad hükümetine siyasal ve mali desteği ve gelecekte bir Filistin devletine ilişkin vizyonlarını ifade etti.
Başbakan Benjamin Netanyahu, Haziran 2009’da tanıma ve askerden arındırma ilkelerine dayalı olarak Filistinlilerle barış vizyonunu dile getirdi: “Benim barış vizyonuma göre, bizim bu küçük toprağımızda, iki halk özgürce, yan yana, dostluk ve karşılıklı saygıyla yaşayacaktır. Her halk kendisine ait bayrağı, ulusal marşa ve hükümete sahip olacaktır. Çatışmayı sona erdirme yönünde temel önkoşul, Filistinlilerin İsrail’i Yahudi halkının ulus devleti olarak açıkça, bağlayıcı ve kesin olarak tanımasıdır. Filistin kontrolü altındaki toprakların İsrail için garanti edilmiş güvenlik uygulamalarıyla askerden arındırılmalıdır. Bu iki koşulun yerine getirilmemesi durumunda,bir silahlı Filistin devletinin doğması ve Gazze’de olduğu gibi Yahudi devletine karşı bir başka terörist üssü haline gelmesi gibi gerçek bir tehlike doğacaktır.” Netanyahu, Arap Ülkelerine “bir ekonomik barışı ileriye götürmek için Filistinlilerle ve İsrail’le işbirliği yapmaları” çağırısında bulundu. Bir ekonomik barış, siyasal barışın yerini tutmaz, fakat ona ulaşılması yolunda atılmış önemli bir adım olacaktır.”
Filistin ekonomisini güçlendirmek ve geliştirmek amacıyla İsrail hükümeti tarafından çeşitli önlemler uygulamaya konuldu. Bunlar Filistin İdaresinin, İsrail’in ve uluslararası topluluğun rol aldığı iki taraflı ve çok taraflı olarak (hükümetler düzeyinde ve dışında) atılmış adımlardı. Etkileyici ve cesaretlendirici sonuçlar elde edildi; Dünya Bankası ve Filistin Yönetimi istatistiklerine göre Batı Şeria ekonomisinde 2009 yılında %8 büyüme görüldü.
2009 Haziran ayında yapmış olduğu konuşmada Başbakan Netanyahu, tanınma ve silahsızlanma üzerine kurulu olan Filistinlilerle barış vizyonunu açıklığa kavuşturdu: "Benim barış vizyonumda, bu küçük toprak parçasında, iki halk serbestçe, barış içinde, karşılıklı saygı temelinde yanyana yaşamalı. Her iki halkın da kendi bayrağı, kendi milli marşı ve kendi hükümeti olmalı. Bu çatışmayı bitirmenin ana ön koşullarından birtanesi Filistinlilerin inkar edilemez bir şekilde İsrail'i Yahudilerin ulus devleti olarak tanımalarıdır. Filistinlilerin kontrolü altındaki topraklar, İsrail'e güvenlik garantileri sağlayacak şekilde silahsızlandırılmalıdır. Bu iki şart yerine gelmedikçe, ortaya çıkacak olan Filistin devletinin, aynen Gazze'de olduğu gibi, İsrail'e karşı bir terör platformu haline gelmesi ihtimali doğacaktır." Başbakan Netanyahu ayrıyetten Arap ülkelerine de çağrıda bulunarak, ekonomik bir barış ortamının yaratılabilmesi için İsrail ve Filistinlilerle işbirliği yapmaları gerektiğini söyledi. Başbakan, ekonomik barışın siyasi barışın yerini tutamayacağını ancak bunu başarılmasında önemli bir unsur teşkil ettiğini de sözlerine ekledi.
Ekonomik işbirliği hedefine ulaşabilmek için öneli unsurlardan biri olan Filistin ekonomisinin geliştirilmesi hususunda ise, İsrail hükümeti tarafından çeşitli adımlar atıldı. Bu basamaklar hem Filistinlilerle karşılıklı olarak iki taraflı, hem de uluslararası camiayla çok taraflı olarak atıldı. Bunun sonucunda alınan sonuçlarsa cesaret verici ve etkileyici olmuşturtur; Dünya Bankası ve Filistin Özerk Yönetimi verilerine göre Batı Şeria'da ekonomik büyüme, küresel ekonomik krize rağmen %8 olarak gerçekleşmiştir.
6 Haziran 2010 tarihinde ABD Başkanı Barak Obama ile yapılan görüşmenin ardından, Başbakan Netanyahu Başkan Obama'yla kendisi arasında, sürecin nasıl ilerlemesi gerektiği, dolaylı görüşmelerden doğrudan görüşmelere nasıl geçileceği ve bu görüşmelerin nasıl mümkün olduğunca kapsamlı ve çabuk yapılacağı konularında, bir görüş birliği olduğunu söyledi. Başbakan Netanyahu, gecikmelerin kendilerine bir fayda sağlamadığını,süreci geçiktirmenin, sadece görüşmeler hakkında konuşmanın ve görüşmeler için ön şartlar sunmanın büyük bir hata olduğunu sözlerine ekledi.
20 Ağustos 2010 tarihinde ABD Dış İşleri Bakın Hillary Clinton İsrail ve Filistinlileri doğrudan görüşmeler yapmaya davet etti.
